(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Meclis açıldı, partilerin grup toplantıları başladı. Diyarbakır’dan Ankara’ya ‘umut hakkı’ için yürüyen DEM’li kadınlar grup toplantısına katıldı. Kürsüde Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ‘Kürdistan’ sözcüğünün altını çizerek ve tekrarlayarak konuşuyordu. Ve birden Meclis çatısı altında ‘Biji Serok Apo’ ve ‘Jin jiyan azadi’ sloganları yükseldi. Koçyiğit sloganlardan memnundu, tebessüm ederek karşıladı. Herhangi bir müdahalede bulunmadı. Yeni yasama dönemine başlarken Meclis ilk kez ‘Biji Apo’ sloganlarına sahne oldu.
Miting havasında geçen grup toplantılarında sloganlar yeni değil. Eskiden grup toplantıları belli bir disiplin için gerçekleşirdi. 1990’larda değişti. Tansu Çiller’den sonra ‘mitinge’ dönüştü. Çok sayıda partili toplantıya davet edildi. Parti içindeki muhalif milletvekillerine baskı aracı olarak kullanıldı. Sonra diğer partilere sıçradı. Canlı yayınlardan sonra liderlerin konuşması milletvekilleriyle sınırlı kalmadı, ‘halka seslenişe’ dönüştü. Meclis sloganlara aşina… Ama ‘Biji Apo’ bir ilk…
CHP grup toplantısında da ‘slogan sorunu’ yaşandı. Özgür Özel konuşma yaparken bir partili insicamı bozacak şekilde slogan atmaya başladı. Özel rahatsızlığını esprili üslubuyla gösterdi, slogan atana dönerek “Bağırılacak zaman bağırmıyorsun, ben konuşunca bağırmaya başlıyorsun. Şu başarısız bıyıklı slogancıyı alkışlayalım” dedi. Hem partiliyi susturdu, hem alkışlattı, hem de salonu gülümsetti. ‘Bıyıklı slogancı’ kavramını da siyasi literatüre soktu. Özel’in üslubu ilginç ve renkli…
‘Biji Apo’ sloganı olağan karşılanabilir mi? Yürüyen bir süreç var. Sokakta, meydanlarda vatandaş bu sloganı atarsa polis anlayışla karşılar mı? Sokakta ve meydanlarda güçlükle söylenebilen sloganların Meclis çatısı altında yankılanması normal mi? Eğer süreç olmasaydı onlarca kişi gözaltına alınmıştı. Hayır, her siyasi eylemin yargı konusu olması taraftarı değilim. Bir hassasiyet de gerekmez mi? Sloganlar DEM grubunu tatmin etmiş olabilir ama bu toplumu rahatsız etmez mi?
AK Partili Şamil Tayyar tepki gösterdi. “Meclis çatısı altında ülkenin doğusunun ‘Kürdistan’ diyerek ayrıştırılması, Öcalan için bölücü sloganlar atılması, olmadı. Anlaşılan terör örgütü PKK’dan önce DEM’in silahları bırakması gerekiyor…” dedi. Tayyar eski milletvekili… Parti adına değil şahsi tepkisini dile getirdi. AK Parti’yi rahatsız etmedi mi? Bu slogan meselesini Erdoğan’ın sindirebileceğini sanmıyorum. Bir tepki ve itirazı olacağını düşünüyorum.
Ben DEM yöneticilerinin kayıtsızlığına da takıldım. Daha sakin ve ağırbaşlı davranabilirlerdi. Sloganlar karşısında ‘Burası yeri değil’ falan denebilirdi. En azından toplantı sonrası ‘Hoş olmadı…’ falan diye düzeltme yoluna gidebilirdi. Sürece ‘yara’ olarak yansımaz mı?
Bugünler geçer, süreç belli aşamalar kat eder. Ama bu sloganlar asla unutulmaz. Siyasi sorumlusu olarak da DEM’le birlikte ‘AK Parti ve MHP’ye’ görülür. Aynı gün MHP’nin de grup toplantısı vardı. Düne kadar DEM’in tam karşısında konumlanan Devlet Bahçeli’nin MHP’si bugün DEM’in hemen yanıbaşına geldi. Bahçeli konuşmasında yine Öcalan’dan ‘kurucu önder’ diye söz etti. “PKK’nın kurucu önderliği elini taşın altına koymuştur” cümlesini kullandı. Öcalan üzerine düşeni yaptı sıra biz de mi demek istedi? Bu cümlenin mesajı ortağı Cumhurbaşkanı Erdoğan’a mı?
MHP Lideri’nin konuşmasında Suriye çağrısı dikkat çekiciydi; “PKK’nın kurucu önderliği SDG/YPG’ye direkt aynı mahiyet ve muhtevada bir çağrıda bulunarak, Şam yönetimiyle imzalanan 10 Mart tarihli mutabakata uyulmasını istemelidir”. Suriye’de can sıkıcı gelişmeler yaşanmakta… PKK’nın Suriye kolu giderek alan genişletti. Türkiye’den çok ABD ve İsrail projesi yol almakta. YPG’nin bu iki ülkenin kanatları altında olduğu bir sır değil. Fotoğraf vermekten bile çekinmiyorlar. Erdoğan ve Bahçeli’nin ‘Suriye uyarı ve mesajlarının’ PKK ve Öcalan cephesinde karşılık bulduğu söylenemez. Sürecin ağır işlerinde Suriye faktörü inkar edilemez.
Bahçeli Meclis’ten bir heyetin İmralı’ya gitmesini de istedi. “Komisyonda görev yapan milletvekillerinden bir grup İmralı’ya giderek yüz yüze görüşme sağlamalı, mesajlar ilk ağızdan alınmalı ve kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Bundan çekinecek bir husus görmüyorum” dedi. Daha önce MHP’li Feti Yıldız benzer çıkışı yapmıştı. Bahçeli’nin ağzından parti politikasına dönüştü. Cumhurbaşkanı danışmanı Mehmet Uçum da ‘yeşil ışık’ yaktı. Henüz AK Parti cephesi veya Numan Kurtulmuş rengini belli etmedi. Komisyonda karar ‘nitelikli çoğunlukla’ alınacak. Bu CHP’nin talebiydi. CHP’nin kararı da önemli. Meclis’in Öcalan’la doğrudan görüşmesinin bir siyasi anlamı olacağı muhakkak. MHP veya Bahçeli koptu gidiyor. Sürekli el yükseltiyor.
8 Ekim Selahattin Demirtaş için önemli gündü. Bir tahliye umudu doğmuştu. AİHM kararına Adalet Bakanlığı’nın cevabının gecikmesi heyecan uyandırmıştı. Bakanlık son dakikada ‘itiraz etti’. Tahliye umudu suya düştü. Sürecin ruhuna ters bir gelişme… DEM’li Cengiz Çandar’ın tepkisi sertti; “Kötü niyet ortaya konmuş, Kürt vatandaşlarının ve Türk kamuoyunun duyguları umursanmamış, en önemlisi iç barış konusunda büyük umutlara yol açmış ‘Süreç’ ciddi olarak yaralanmıştır” dedi.
Sürecin ‘yara aldığı’ tespiti önemli… DEM, AK Parti’nin gerekli adımları atmakta ağır davranmasına tepkili… Komisyon sadece ‘dinleme’ yaptı. Somut herhangi bir gelişme olmadı. Öcalan DEM heyetine ‘yeni aşamaya geçilmeli’ dedi. MHP, ortağı AK Parti üzerinde baskı kurdu. Fakat iktidardan henüz ciddi ve somut bir adım yok. Yaz aylarında ‘silah sorunu’ çözülecekti. Ne oldu? Belirsiz. Sembolik adımlar dışında bir gelişme yaşanmadı.
Evet, süreç yaralı… İki cephe açısından da… Selahattin Demirtaş tahliye edilmedi. Meclis çatısı altında ‘Biji Apo’ sloganları atıldı.





















