(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
ABD’de 3 Kasım’da gerçekleştirilen ara seçimler, Başkan Donald Trump açısından siyasi bir dönüm noktasına dönüştü. Demokratlar, Cumhuriyetçilerin elindeki Temsilciler Meclisi ve Senato’da çoğunluğu kazanarak Washington’da güç dengelerini değiştirdi. Geleneksel olarak Cumhuriyetçilerin güçlü olduğu Texas, Kansas ve South Carolina gibi eyaletlerde elde edilen sonuçlar, yenilginin yalnızca birkaç sandalye kaybından ibaret olmadığını ortaya koydu. Seçmen, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ilk iki yılına yönelik memnuniyetsizliğini sandığa yansıttı.
Reuters ve Associated Press’in sonuçlarına göre Demokratların her iki kanatta da çoğunluğu ele geçirmesi, Trump’ın önümüzdeki iki yıl boyunca siyasi açıdan daha zor bir dönem geçireceğinin işareti. ABD’de ara seçimler her ne kadar doğrudan başkanlık makamını değiştirmese de Kongre’nin kontrolünü belirleyerek yönetimin hareket alanını önemli ölçüde etkiliyor. Bu nedenle 2026 seçimleri, 2028 başkanlık yarışının öncesinde Amerikan siyasetinin yönünü belirleyen kritik bir gelişme olarak öne çıkıyor.
Cumhuriyetçilerin seçim yenilgisinde ekonominin belirleyici bir rol oynadığı görülüyor. Trump, 2024 seçimlerinde Joe Biden yönetimi döneminde yükselen enflasyon ve hayat pahalılığına yönelik tepkiyi arkasına alarak Beyaz Saray’a dönmüştü. Ancak iki yıl sonra seçmenlerin önemli bir bölümü, ekonomik sorunların çözülmediğini düşünüyor. İran savaşıyla birlikte yükselen akaryakıt fiyatları, gümrük tarifelerinin tüketici üzerindeki etkileri ve günlük yaşam maliyetleri, Cumhuriyetçilerin seçim kampanyasını zayıflattı.
Trump’ın seçim sürecinde ekonomi ve İran politikasını savunması, seçmenlerin öncelikleriyle örtüşmedi. DW’nin seçim analizinde de dikkat çekildiği üzere, ekonomik durumunun iki yıl öncesine göre kötüleştiğini düşünen seçmenler büyük ölçüde Demokratlara yöneldi. Böylece Trump’ın seçim zaferinde etkili olan ekonomik hoşnutsuzluk, bu kez Cumhuriyetçilerin aleyhine işledi.
Seçim sonuçları, yalnızca ekonomiyle ilgili bir tepki olarak da değerlendirilemez. İran savaşı, göç politikaları, demokratik kurumların işleyişi ve başkanlık yetkilerinin sınırları da seçmenin gündemindeydi. Özellikle Trump’ın yürütme yetkisini genişleten politikaları ve Kongre’yi devre dışı bıraktığı yönündeki eleştiriler, Demokratların seçim kampanyasında öne çıkan başlıklardan biri oldu. Seçmenlerin önemli bir bölümünün başkanlık gücünün denetlenmesini istemesi, yeni Kongre’nin siyasi misyonunu da belirleyecek.
Demokratların Kongre’de çoğunluğu elde etmesi, Trump’ın politikalarını doğrudan durdurabilecekleri anlamına gelmiyor. ABD sisteminde başkan, Kongre’den geçen yasaları veto edebiliyor. Bu vetonun aşılması için hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da üçte iki çoğunluk gerekiyor. Demokratların böyle bir sayıya ulaşması mevcut koşullarda oldukça zor. Dolayısıyla Washington’da önümüzdeki dönemin temel dinamiği, büyük çaplı yasa değişikliklerinden çok siyasi mücadele, denetim ve karşılıklı güç gösterisi olacak.
Bununla birlikte Demokratların eline geçen en önemli araç, Kongre’nin denetim yetkileri. Komiteler aracılığıyla soruşturmalar başlatılabilecek, yönetimden belge talep edilebilecek ve yetkililer ifade vermeye çağrılabilecek. Trump yönetiminin İran savaşı, gümrük tarifeleri, kamu harcamaları ve yürütme kararları mercek altına alınabilir. Senato’daki çoğunluk ise başkanın kabine üyeleri, büyükelçiler ve federal yargıçlar için yaptığı adaylıkları engelleme ya da geciktirme imkânı sunuyor. Böylece Trump’ın yalnızca siyasi kararları değil, yönetim kadrosunu şekillendirme kapasitesi de baskı altına girebilir.
Seçim sonuçlarının bir diğer önemli boyutu Cumhuriyetçi Parti içerisindeki dengeler. Trump, ikinci başkanlık döneminde parti üzerindeki etkisini büyük ölçüde korudu. Birçok Cumhuriyetçi siyasetçi, başkanın desteğini kaybetmemek için politikalarını açıkça eleştirmekten kaçındı. Ancak Kongre çoğunluğunun kaybedilmesi, bu siyasi bağımlılığın maliyetini artırabilir. Özellikle 2028 başkanlık seçimleri yaklaşırken Cumhuriyetçiler arasında Trump’ın politikalarının partiyi zayıflatıp zayıflatmadığı tartışması daha görünür hâle gelebilir.
Yine de Cumhuriyetçi Parti içinde Trump’a karşı güçlü ve örgütlü bir kopuş yaşanacağını şimdiden söylemek mümkün değil. Başkan, parti tabanındaki etkisini ve siyasi hareket üzerindeki kontrolünü koruyor. Seçim yenilgisi, bazı isimlerin daha yüksek sesle eleştiri yöneltmesine zemin hazırlasa da Cumhuriyetçilerin gelecekteki liderlik mücadelesi henüz şekillenmiş değil. Asıl soru, parti içinde Trump’ın mirasını devam ettirmek isteyenlerle daha farklı bir siyasi çizgi arayanların nasıl karşı karşıya geleceği.
Demokratlar açısından ise zaferin beraberinde getirdiği sorumluluklar var. Trump karşıtlığı, seçmenleri bir araya getiren önemli bir unsur oldu. Ancak ekonomi, sağlık, göç ve dış politika gibi başlıklarda ortak bir program oluşturmak, farklı kanatları bulunan Demokrat Parti için kolay olmayacak. Seçmenlerin beklentisi yalnızca Trump yönetimini denetlemek değil, aynı zamanda hayat pahalılığına ve toplumsal sorunlara somut çözümler üretmek. Demokratların bu beklentiyi karşılayamaması, 2028 başkanlık seçimleri öncesinde elde ettikleri avantajı kaybetmelerine yol açabilir.
ABD’de yaşanan gelişmeler Türkiye açısından da yakından izlenmesi gereken sonuçlar doğuruyor. Trump yönetiminin dış politikada daha fazla iç siyasi baskıyla karşılaşması, İran savaşı, NATO, Rusya-Ukrayna ilişkileri ve Orta Doğu politikalarında yeni tartışmaları beraberinde getirebilir. Özellikle Kongre’nin dış politika ve savunma harcamaları üzerindeki denetimi, Washington’un müttefikleriyle ilişkilerinde önemli bir unsur hâline gelebilir.
Türkiye-ABD ilişkilerinde de Kongre’nin tutumu önem taşıyor. Savunma sanayii, yaptırımlar, NATO içindeki yükümlülükler ve bölgesel gelişmeler yalnızca Beyaz Saray’ın kararlarıyla şekillenmiyor. Kongre’deki güç değişimi, Türkiye’ye yönelik siyasi yaklaşımın ve bazı başlıklardaki müzakerelerin seyrini etkileyebilir. Ancak Demokratların çoğunluğu elde etmesi, Ankara-Washington hattında kendiliğinden bir yumuşama yaşanacağı anlamına gelmiyor. Bunun için iki ülkenin karşılıklı çıkarları ve bölgesel gelişmeler belirleyici olmaya devam edecek.
Trump’ın seçim gecesi yenilgiyi kabul etmekle birlikte Demokratlarla çalışmaya açık olduğunu söylemesi, önümüzdeki dönemin nasıl geçeceğine ilişkin önemli bir işaret. Ancak başkanın veto tehdidi ve sert siyasi söylemi, uzlaşmanın kolay olmayacağını gösteriyor. ABD siyasetinde kutuplaşmanın derinleştiği bir dönemde, iki partinin ortak zeminde buluşması giderek daha zor hâle geliyor.
2026 ara seçimleri, Trump’ın başkanlığını sona erdirmedi ancak siyasi gücünün sınırlarını görünür hâle getirdi. Beyaz Saray artık Kongre’nin iki kanadında da kendi partisinin çoğunluğuna güvenemeyecek. Demokratlar denetim ve soruşturma gücünü kullanmaya hazırlanırken Cumhuriyetçiler de 2028’e uzanan siyasi hesaplarını yeniden gözden geçirmek zorunda kalacak. Seçimlerin asıl etkisi, yalnızca bugünkü sandalye dağılımında değil, Trump sonrası Amerikan siyasetinin nasıl şekilleneceğinde ortaya çıkacak.






















