(The Turkish Post) – BÜNYAMİN ÜNAL
Bir mağazadan alışveriş yaptınız.
Kasiyer para üstünü verdi.
Dışarı çıktığınızda fark ettiniz.
Size yüz lira fazla vermiş.
Geri döndünüz.
Kasiyere parayı uzattınız.
Şaşırdı. Teşekkür etti.
Akşam arkadaşlarınıza anlattınız.
Biri güldü.
“İyi de neden geri verdin?”
Bir başkası daha açık konuştu.
“Enayilik etmişsin.”
Siz de şaşırdınız.
Çünkü yanlış bir şey yapmamıştınız.
Tam tersine, doğru olanı yapmıştınız.
Ama kendinizi açıklamak zorunda kaldınız.
Peki, bir toplumda dürüst insan ne zaman takdir edilmesi gereken biri olmaktan çıkıp kendisini savunmak zorunda kalan biri haline gelir?
DÜRÜSTLÜĞÜN GÖRÜNMEYEN İTİBARI
Bir çocuk kaybettiği kalemi sahibine verdiğinde onu överiz. Yetişkin biri kendisine yanlışlıkla verilen parayı iade ettiğinde ise bazen şaşırırız. Oysa değişen davranış değil, o davranışa yüklediğimiz anlamdır.
Dürüst insanın asıl güçlüğü her zaman maddi bir kayıp yaşaması değildir. Kimi zaman çevresindeki insanların, onun bu tercihini açıklama gerektiren tuhaf bir karar saymasıdır.
Bir değerin toplumsal gücünü yalnızca kaç kişinin ona uyduğuyla ölçemeyiz. O değere uyan kişiye nasıl davranıldığını da sormalıyız.
Dürüstlük övgüden çok alay konusu olduğunda, kuralları çiğneyen kişi değil, kurala uyan kişi kendisini savunmaya başlar.
İNSANLAR NEDEN İŞ BİRLİĞİ YAPAR?
Ekonomistler Urs Fischbacher, Simon Gächter ve Ernst Fehr’in 2001 yılında yayımladığı deneysel araştırma, insanların iş birliği yapma isteğinin başkalarının katkılarına bağlı olabildiğini gösterdi.
Araştırmadaki katılımcıların önemli bir bölümü, diğerleri ortak yarara daha fazla katkıda bulunduğunda kendileri de daha fazla katkıda bulunmaya eğilimliydi.
Buna koşullu iş birliği deniyor.
Gündelik hayattaki karşılığı basit.
Herkes ortak sorumluluğunu yerine getiriyorsa siz de katkıda bulunmak istersiniz.
Ama bazıları sürekli yararlanıyor, sorumluluk almıyor ve hiçbir sonuçla karşılaşmıyorsa bir süre sonra kendi fedakârlığınızı sorgulayabilirsiniz.
“Neden hep ben?”
Bu soru yalnızca çıkarcılığın göstergesi değil.
Bazen karşılıklılık ve adalet beklentisinin de ifadesi.
İnsanlar çoğu zaman iyi davranışlarının karşılığında büyük ödüller beklemez.
Ama kendilerinin kaybettiği, kuralları çiğneyenlerin kazandığı bir düzene de sonsuza kadar aynı güvenle yaklaşmayabilirler.
ENAYİ KİM?
Şimdi baştaki para üstü meselesine dönelim.
Kasiyerin verdiği fazla parayı geri götürdünüz.
Bunun karşılığında ödül beklemiyordunuz.
Çünkü para sizin değildi.
Ama arkadaşınız size enayi dedi.
Neden?
Belki kendisi o parayı geri götürmeyecekti.
Belki sizin davranışınız, onun yapmayı düşündüğü şeyin yanlışlığını hatırlattı.
Belki de dürüstlüğü gereksiz bir fedakârlık olarak görüyordu.
Bunlardan hangisinin doğru olduğunu bilmiyoruz.
Ama burada önemli bir ayrım var.
Bir davranışa enayilik demek, yalnızca o davranışı eleştirmek değildir.
Bazen o davranışın temsil ettiği değeri de küçültmektir.
Dürüstlük bir erdem olmaktan çıkarılıp beceriksizlik gibi gösterildiğinde, insanlara verilen mesaj değişir.
“Doğru olanı yap.”
yerine,
“Kendini kullandırma.”
denmeye başlanır.
Oysa başkasına ait parayı geri vermekle kendini kullandırmak aynı şey değildir.
ÖVGÜDEN ALAYA UZANAN MESAFE
Bir kurumun duvarında dürüstlüğü öven cümleler asılı olabilir. Fakat çalışanlar hatasını açıkça kabul eden bir meslektaşına gülerken, hatasını gizleyeni becerikli buluyorsa duvardaki sözlerin etkisi sınırlı kalır.
Simon Gächter ve Jonathan Schulz’un 2016 tarihli, 23 ülkeden katılımcıları kapsayan araştırması, toplumsal çevredeki kural ihlallerinin yaygınlığı ile deneysel dürüstlük davranışları arasında ilişki bulunduğunu gösterdi. Bu ilişki, hiçbir insanın çevresi tarafından kesin olarak belirlendiği anlamına gelmiyor.
Fakat insanın yaşadığı çevreden aldığı mesaj önemlidir. Dürüstlük bazen gösterişli bir başarı üretmez; yine de onu küçümsemek, çocuklarımıza hangi davranışın saygıyı hak ettiğini yeniden öğretmek demektir.
PEKİ DÜRÜSTLÜK NE İŞE YARAR?
Bu sorunun kendisi bile biraz rahatsız edici.
Çünkü dürüstlüğün değerini yalnızca insana ne kazandırdığıyla ölçmeye başladığımızda, onu bir ahlaki ilke olmaktan çıkarıp yatırım aracına dönüştürüyoruz.
Kârlıysa dürüst ol.
Değilse başka bir yol bul.
Oysa dürüstlük, her durumda kazanç sağlayan bir yöntem değildir.
Bazen para kaybettirir.
Bazen fırsat kaçırmanıza neden olur.
Bazen sizi başkalarından daha yavaş ilerletir.
Ama buradan dürüstlüğün değersiz olduğu sonucu çıkmaz.
Asıl mesele, bir toplumun dürüst davranan insanları sürekli dezavantajlı bırakıp bırakmadığıdır.
Çünkü iyi bir toplumsal düzenin görevi yalnızca kötülüğü cezalandırmak değildir.
İnsanların doğru davranabilmesini de mümkün kılmaktır.
ASIL ENAYİLİK NE?
Başlangıçtaki mağazayı düşünün.
Kasiyer yanlışlıkla yüz lira fazla verdi.
Siz geri götürdünüz.
Arkadaşınız size enayi dedi.
Oysa sizin yaptığınız son derece basitti.
Size ait olmayan bir parayı almadınız.
Bu davranışı olağanüstü yapan bir şey yoktu.
Asıl tuhaf olan, bunun açıklama gerektiren bir davranışa dönüşmesiydi.
Çünkü bir toplumda dürüstlük sürekli kaybettiren bir tercih olarak görülmeye başlanırsa, insanlar zamanla dürüstlüğü değil, onun bedelini tartışır.
Kimileri yine de doğru davranır.
Kimileri vazgeçer.
Kimileri ise doğru davranmak isteyenlerle alay etmeye başlar.
Belki de en tehlikeli aşama sonuncusudur.
Çünkü artık yalnızca yanlış yapanları ödüllendirmiyoruz.
Doğru davrananları da küçümsüyoruz.
Ve sonunda bir çocuğa dürüst olmasını söylerken, onun nasıl bir dünyada yaşayacağını düşünmek zorunda kalıyoruz.
Bir toplumun ahlaki durumunu anlamak için yalnızca kötü insanların ne kazandığına bakmayın.
İyi davranmaya çalışan insanların ne kaybettiğine de bakın.
Çünkü bir toplum için asıl utanç, dürüst bir insana enayi denmesi değildir.
O insanın, bir gün gerçekten enayilik yaptığına inanmaya başlamasıdır.
Kaynaklar
Fischbacher, U., Gächter, S., & Fehr, E. (2001). Are People Conditionally Cooperative? Evidence from a Public Goods Experiment. Economics Letters, 71(3), 397–404.
Gächter, S., & Schulz, J. F. (2016). Intrinsic Honesty and the Prevalence of Rule Violations Across Societies. Nature, 531, 496–499.
Mazar, N., Amir, O., & Ariely, D. (2008). The Dishonesty of Honest People: A Theory of Self-Concept Maintenance. Journal of Marketing Research, 45(6), 633–644.





















