(The Turkish Post) – BÜNYAMİN ÜNAL
Bir toplantıdasınız.
Yönetici, haksız olduğunu düşündüğünüz bir karar açıklıyor.
Kimse itiraz etmiyor.
Siz de etmiyorsunuz.
Çünkü yalnız kalmak istemiyorsunuz.
Belki diğerleri kararı destekliyor. Belki de sizin gibi düşünüyorlar.
Toplantı bitiyor.
Koridorda bir arkadaşınız yanınıza yaklaşıyor.
“Nasıl böyle bir karar alabilir?” diyor.
Bir başkası da aynı fikirde.
Sonra bir başkası.
Anlıyorsunuz ki neredeyse herkes karşıymış.
Peki, toplantıda neden kimse konuşmadı?
Bazen bir yanlışın kabul görmesi için herkesin onu doğru bulması gerekmiyor. Kimsenin karşı çıkmaması yeterli olabiliyor.
HERKES AYNI ŞEYİ Mİ DÜŞÜNÜYOR?
İnsanlar çoğunluğun dışında kalmaktan hoşlanmaz.
Bu yüzden düşüncelerini açıklamadan önce çevrelerine bakarlar.
Kim konuşuyor? Kim susuyor? Kim alkışlıyor?
Sosyal psikolog Solomon Asch’ın 1950’li yıllarda yaptığı deneylerde, katılımcılardan farklı uzunluktaki çizgileri karşılaştırmaları istenmişti.
Doğru cevap gözlerinin önündeydi.
Ancak gruptaki diğer kişiler aynı yanlış cevabı verdiğinde, bazı katılımcılar da onlara uydu.
Düşünün.
İnsan basit bir çizginin uzunluğu konusunda bile çoğunluktan etkilenebiliyorsa, işini veya toplum içindeki konumunu kaybetme ihtimali olduğunda ne yapar?
Elbette herkes boyun eğmez.
Ama bazen doğru bildiğimizi söylemek, doğruyu bilmekten daha fazla cesaret gerektirir.
SESSİZLİK ONAY MIDIR?
Bir iş yerinde yöneticinin çalışanlara sürekli bağırdığını düşünün.
Herkes rahatsız.
Ama kimse konuşmuyor.
Yeni gelen çalışan, itiraz eden olmadığına göre bunun normal olduğunu düşünüyor.
O da susuyor.
Zamanla bağırmak, iş yerinin alışılmış davranışlarından biri haline geliyor.
Sosyal psikolojide buna benzeyen bir olgu var: Çoğulcu cehalet.
İnsanlar bir davranışı yanlış buldukları halde, başkalarının onu kabul ettiğini düşünerek itirazlarını gizleyebilirler.
Böylece herkes diğerlerinin sessizliğini onay sanabilir.
Oysa ortada gerçek bir çoğunluk desteği olmayabilir.
Bazen herkesin yanlış bulduğu bir şey, herkesin kabul ettiği bir şeye dönüşür.
Kimse fikrini değiştirmemiştir.
Sadece kimse fikrini söylememiştir.
SUSMAK HER ZAMAN KORKAKLIK MIDIR?
Hayır.
Bir çalışan işini kaybetmekten korkabilir.
Bir öğrenci öğretmeniyle karşı karşıya gelmek istemeyebilir.
Bir insan ailesinden dışlanmamak için susabilir.
Bunlar küçümsenecek korkular değil.
Çünkü konuşmanın bedelini bazen yalnızca konuşan kişi öder.
Bu yüzden her sessizliği ahlaki zayıflık olarak değerlendiremeyiz.
Ama insanların neden sustuğunu anlamak, sessizliğin sonuçlarını ortadan kaldırmıyor.
İtiraz edilmeyen davranış, onu sürdüren kişiye desteklendiği izlenimini verebilir.
Ve kimsenin istemediği bir düzen, kimse karşı çıkmadığı için devam edebilir.
BİR KİŞİ KONUŞURSA NE OLUR?
Bazen hiçbir şey değişmez.
Konuşan kişi cezalandırılabilir. Karar yine uygulanabilir.
Ama bazen tek bir itiraz bile başkalarına yalnız olmadıklarını gösterebilir.
Asch’ın deneylerinde, çoğunluğa karşı farklı cevap veren bir kişinin bulunması, katılımcıların yanlış çoğunluğa uyma eğilimini belirgin biçimde azaltmıştı.
Çünkü artık yalnız değillerdi.
Günlük hayatta da insanlar bazen neyin yanlış olduğunu bilir ama aynı şeyi düşünen başka insanların bulunduğunu bilmez.
Bir kişinin konuşması bu belirsizliği değiştirebilir.
Bu, herkesin her koşulda itiraz etmesi gerektiği anlamına gelmiyor.
Konuşmanın güvenliği ve bedeli önemlidir.
Ama susmanın da sonuçları vardır.
Üstelik bu sonuçlar bazen herkesi etkiler.
PEKİ KİM KABUL ETTİ?
Başlangıçtaki toplantıya dönelim.
Haksız bir karar alındı.
Kimse itiraz etmedi.
Koridorda ise herkes kararı eleştirdi.
Birisi işini kaybetmekten korkmuştu.
Diğeri yalnız kalmak istememişti.
Bir başkası konuşmanın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini düşünmüştü.
Hepsinin bir nedeni vardı.
Ama karar yine de alınmıştı.
Üstelik yönetici, herkesin kendisini desteklediğini düşünerek toplantıdan ayrılmış olabilir.
İşte asıl çelişki burada.
Bir karara karşı olmakla, o kararın karşısında durmak aynı şey değil.
İnsan içinden itiraz edebilir.
Ama kimse onun ne düşündüğünü bilemez.
Böylece karşı çıkanlar birbirlerinden habersiz kalırken, yanlış karar sessizlikten güç alabilir.
Sonunda herkes aynı cümleyi kurar:
“Ben zaten karşıydım.”
Peki, kim kabul etti?
Belki de bazı yanlışların sürmesinin nedeni onları savunanların çokluğu değil, karşı çıkanların sessizliğidir.
Ve geriye rahatsız edici bir soru kalır:
Hepimiz karşıysak, neden hâlâ kabul etmiş gibi davranıyoruz?
Kaynaklar
Asch, S. E. (1956). Studies of Independence and Conformity: I. A Minority of One Against a Unanimous Majority. Psychological Monographs: General and Applied, 70(9), 1–70.
Prentice, D. A., & Miller, D. T. (1993). Pluralistic Ignorance and Alcohol Use on Campus: Some Consequences of Misperceiving the Social Norm. Journal of Personality and Social Psychology, 64(2), 243–256.
Miller, D. T., & McFarland, C. (1987). Pluralistic Ignorance: When Similarity Is Interpreted as Dissimilarity. Journal of Personality and Social Psychology, 53(2), 298–305.
Asch, S. E. (1955). Opinions and Social Pressure. Scientific American, 193(5), 31–35.























