(The Turkish Post) – HALİM YILMAZ
Türkiye’de basın özgürlüğü kavramı üzerinde demagoji yapacak değilim. Çünkü Ak Parti’nin 2002 yılında iktidara geldiği dönemi çok net hatırlıyorum. Tayyip Erdoğan liderliğinde Ak Parti, geçmişin bütün karanlık dönemlerine adeta sünger geçmişti. O dillere pelesenk olmuş, “3Y” ile mücadele sözünü parti sonuna kadar yerine getirdi. Demokratlardan oluşan partinin kurucuları, “yolsuzluk, yasaklar ve yoksulluk” ile mücadele için büyük efor sarf etti. Kaldı ki, 2010 yılı Haziran ayına kadar da, Ak Parti bu düşüncesinden bir adım geri adım atmadı.
Ama 24 yılın sonunda, “3 Y” bırakın ortadan kaldırılmayı, o kadar gelişti, derinleşti, yaygınlaştı ve toplumun bütün hücrelerine nüfuz etti sanki. Burada kesinlikle parti ayır edilmeksizin dile getiriyorum. Özellikle bürokrasinin içine girdiği girdabı görünce ülkem adına üzülüyorum elbette. Şunun da altını çizmem gerekiyor. Hakkaniyetli ve adil olarak siyasetini ve görevini icra edenlere tek kelimemiz olamaz.
Edebiyat sevenleriniz bilir… İngilizlerin dünyaca ünlü yazarı George Orwell’in 1945 yılında yayımlanan ünlü siyasi hiciv romanı Hayvan Çiftliği (Animal Farm) çoğunluğunuz okumuşsunuzdur. Orada meşhur bir metafor var. Orwell orada, “Bütün hayvanlar eşittir, ama bazıları diğerlerinden daha eşittir” sözüyle eşitsizlik ve adaletsizlik kavramını yerden yere vuruyor.
Bende geçen gün trajik bir olaya şahit oldum. İnanır mısınız, kararı görünce hukuk adına derin bir üzüntü yaşadım. Sözcü gazetesi yazarı İsmail Saymaz, 20 Ekim tarihinde Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel hakkında bir yazı kaleme aldı. Gazeteci Saymaz, yazısında Özel’in sigorta kayıtlarında ücretinin 33 bin 30 TL olarak göründüğünü, kendisinin ise maaşını 500 bin TL olarak ifade ettiğini aktardı. Yazıda ayrıca Özel’in kariyeri ve özel hayatına ilişkin bazı ayrıntılara da yer verildi. Söz konusu yazı, yayımlanmasının ardından sosyal medyada ve çeşitli internet sitelerinde geniş yankı buldu. Ardından Erdin Özel ve avukatlarının Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığına başvurması üzerine, yazının yayımlandığı bazı mecralara erişim engeli getirildi.
Şaka değil… Ama tam bir trajedi… Nasıl bir duygu bu anlam veremedim… Erdin Özel, fon soruşturması kapsamında halen tutuklu. Bir mahkemenin bu tarz bir yazıdan dolayı engel getirmesi ve İletişim Başkanlığı’nın da yazının yer aldığı sitelere ve sosyal medya hesaplarına kısıtlama getirmesine bir türlü anlam veremiyorum. Sonuçta yazıda Erdin Özel haricinde kimse suçlanmıyordu. Ama böyle bir yasağın gelmesi toplumda bazı soru işaretlerini beraberinde getirir benden söylemesi.
Durumun vahameti sonrasında başlıyor. Tam da George Orwell’in Hayvan Çiftliği’nde dile getirdiği metafora yakın bir karar çıkıyor mahkemeden. Baştan ifade edeyim. Yasaklara tümden karşıyım. Şiddetin kutsanmadığı, özel hayatın ayaklar altına alınmadığı ve cebirin öne çıkarılmadığı her düşünce bana göre çok değerli. Çünkü insanoğlu ancak düşüncesiyle var oluyor. Onun dışında düşünmeyen bir toplumu kimse hayal dahi edemez.
Gelelim konumuza… İsmail Saymaz’ın yazısı sitemiz Turkishpost’ta da yayımlandı. Kaynak olarak Sözcü Gazetesi ve yazarı İsmail Saymaz gösterildi. Ancak Küçükçekmece Savcılığı, yazıyı kaleme alan Saymaz ve gazetesine değil de, kaynak olarak yayınlayan internet sitesi ve sosyal medya hesaplarına engel getirdi. Ne yazık ki, bir yazı bazı mecralarda yasaklanırken ilk yayımlandığı gazetenin ve yazarının hesaplarının erişime açık kalması, basın özgürlüğü ve hukukun eşit uygulanması konusunda ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Basın özgürlüğü, yalnızca gazetecilerin yazı yazabilmesi değil, yazdıkları yazıların hangi ölçütlerle sınırlandırıldığının da sorgulanabilmesidir aslında. Çünkü hukuk devletinde mesele sadece bir içeriğin yayından kaldırılması değildir. Asıl mesele, bu kararın hangi gerekçeyle, hangi kapsamda ve herkese eşit biçimde uygulanıp uygulanmadığıdır.
Ancak tartışmanın en dikkat çekici noktası burada ortaya çıkıyor: İddiaya konu yazının ilk yayımlandığı Sözcü gazetesi ile İsmail Saymaz’ın sosyal medya hesaplarının erişime açık kaldığı aşikar.
İşte üzerinde durulması gereken mesele tam da bu!
AYNI YAZI, FARKLI MUAMELE!
Bir içerik hukuka aykırı bulunuyorsa bunun hangi gerekçelerle hukuka aykırı sayıldığının açıkça ortaya konulması gerekir. Üstelik aynı içerik birden fazla mecrada yayımlanmışsa, alınan kararların kapsamı ve gerekçesi de kamuoyunun anlayabileceği bir açıklıkta olmalıdır.
Elbette her yayın mecrasının hukuki durumu aynı olmayabilir. Başvurunun kapsamı, ilgili içeriklerin biçimi, başvuruda ileri sürülen gerekçeler ve verilen kararın sınırları farklı sonuçlar doğurabilir. Dolayısıyla yalnızca bazı mecralara erişim engeli getirilmiş olmasından hareketle kesin bir hukuksuzluk hükmüne varmak doğru değildir.
Ancak şu soruyu sormak da son derece meşrudur:
Aynı yazının bazı internet sitelerinde erişime engellenmesine karar verilirken ilk yayımlandığı gazetenin ve yazarı tarafından kullanılan sosyal medya hesaplarının erişime açık kalmasının hukuki gerekçesi nedir?
Eğer ortada kişilik haklarının ihlali söz konusuysa, bu ihlalin hangi içerikten ve hangi yayın biçiminden kaynaklandığı açıklanmalıdır. Yok, mesele belirli bir yayının hukuka aykırılığı değilse, o zaman bazı mecralar hakkında neden böyle bir karar verildiği de kamuoyuna anlatılmalıdır.
Hukuk, yalnızca karar vermekle değil, kararın gerekçesini ortaya koymakla da güven verir.
ERİŞİM ENGELİ, ELEŞTİRİYİ ORTADAN KALDIRIR MI?
İnternet yayınlarına erişim engeli, özellikle kamuoyunu ilgilendiren konularda son derece hassas bir meseledir.
Çünkü bir içerik hakkında verilen karar, yalnızca o içeriğin yayımlandığı internet sitesini değil, yurttaşların bilgiye ulaşma hakkını ve gazetecilerin haber yapma özgürlüğünü de etkileyebilir. Elbette basın özgürlüğü sınırsız değildir. Gazeteciler de herkes gibi hukuka uymak zorundadır. Kişilik haklarının korunması, özel hayatın gizliliği ve kişilerin itibarının zedelenmemesi demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez ilkelerindendir.
Ancak bu ilkeler ile kamuoyunun haber alma hakkı arasında adil bir denge kurulması gerekir.
HUKUKUN ÖLÇÜSÜ KİŞİYE GÖRE DEĞİŞMEMELİ
Kamuoyunun asıl görmek istediği şey, hukukun herkes için aynı ölçütlerle uygulanması olmalıdır. Bir iş insanı da gazeteci de medya kuruluşu da hukuk karşısında eşit olmalıdır. Hiç kimse ekonomik gücü, toplumsal konumu veya mesleki kimliği nedeniyle ayrıcalıklı bir korumaya sahip olmamalıdır. Aynı şekilde hiç kimse gazeteci olduğu için hukuki korumadan mahrum bırakılmamalıdır.
Çünkü mesele sadece İsmail Saymaz’ın yazısı, Erdin Özel’in başvurusu ya da erişim engeli getirilen internet siteleri değil. Mesele, Türkiye’de haber alma hakkının ve ifade özgürlüğünün hangi ilkelerle korunacak olmasıdır. Saymaz’ın sosyal medya hesapları ve çalıştığı gazeteye yasak gelsin demiyoruz. Ancak Saymaz’ın yazısından kaynaklı bir ceza ve yaptırım varsa; bu yaklaşım öncelikle gazetecinin yazdığı internet sitesi ve gazeteden başlamalıdır. Kaldı ki, söz konusu yazı halen Saymaz’ın sosyal medya hesabında nal gibi duruyor.
Bu nedenle yetkililerin ve ilgili mercilerin, söz konusu erişim engellerinin hangi hukuki gerekçelerle ve hangi kapsamda uygulandığını açıklığa kavuşturması, kamuoyundaki soru işaretlerinin giderilmesi açısından önem taşıyor.
Sonuçta unutulmaması gereken basit bir gerçek var:
Hukuk, güçlü olanı korumak için değil, herkese aynı adalet ölçüsünü uygulamak için vardır. Basın özgürlüğü de yalnızca gazetecilerin yazabilmesiyle değil, yazılanların hangi kurallarla sınırlandırıldığının şeffaf ve tutarlı biçimde açıklanmasıyla güvence altına alınır.





















