(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
25 Ekim 2026’da Brezilya ve Sırbistan’da ortaya çıkan seçim sonuçları, farklı siyasi koşullarda gelişse de ortak bir tartışmayı gündeme taşıdı: Uzun süredir devam eden siyasi kutuplaşma, iktidara yönelik memnuniyetsizlik ve değişim talebi sandıkta nasıl karşılık buluyor?
Brezilya’da solcu Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva sağcı rakibi Flávio Bolsonaro’yu geride bırakarak dördüncü başkanlık dönemini kazandı. Sırbistan’da ise Aleksandar Vučić’in iktidarına karşı yolsuzluk protestolarıyla güçlenen öğrenci hareketi, parlamento seçimlerinde önemli bir zafer elde etti. Brezilya’da iktidardaki liderin yeniden seçilmesi, Sırbistan’da ise uzun süredir ülke siyasetini belirleyen yönetimin yenilgiye uğraması, iki ülkede farklı yönlere ilerleyen ancak seçmenin değişim beklentisini yansıtan sonuçlar ortaya çıkardı.
Brezilya’daki seçimlerin en dikkat çekici yanı, ilk turu geride tamamlayan Lula’nın ikinci turda yeniden seçilmeyi başarması oldu. Resmî sonuçlara göre Lula yüzde 51,79, Flávio Bolsonaro ise yüzde 48,21 oy aldı. Yaklaşık 4,43 milyon oyluk fark, seçim yarışının ne kadar çekişmeli geçtiğini ortaya koydu.
80 yaşındaki Lula, işçi hareketinden gelen siyasi geçmişi ve yoksulluğu azaltmayı hedefleyen sosyal politikalarıyla özellikle dar gelirli kesimlerden destek görüyor. Ancak zaferi, Brezilya toplumunun sağ ve sol arasında derin biçimde bölündüğü gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Bolsonaro’nun yüzde 48’i aşan oy oranı, sağ siyasetin ve eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun temsil ettiği hareketin ülkede güçlü bir tabana sahip olmaya devam ettiğini gösteriyor.
Seçim aynı zamanda yalnızca ekonomik politikaların değil, demokrasi ve kurumlara duyulan güvenin de yarışın merkezinde bulunduğunu ortaya koydu. Jair Bolsonaro, 2022 seçimlerinin ardından darbe girişimi planlaması suçundan 27 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Oğlu Flávio Bolsonaro’nun bu seçimde Lula’ya karşı yarışması, ülkedeki siyasi mücadelenin eski başkanın mirası üzerinden de şekillendiğini gösterdi.
Lula’nın zaferinin uluslararası boyutu da bulunuyor. ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Bolsonaro ailesine yakın bir siyasi çizgiyi desteklerken Lula, Washington’ın seçim sürecine müdahale ettiğini savundu. Bu nedenle sonuç, Brezilya’nın ABD ile ilişkileri, Çin’le ticareti ve uluslararası siyasette izlediği bağımsızlık politikası açısından da önem taşıyor. Bununla birlikte Lula’nın yeniden seçilmesi, ABD ile ekonomik gerilimlerin kendiliğinden sona ereceği anlamına gelmiyor.
Lula’nın önündeki en büyük sorunlardan biri, seçim zaferini yönetme kapasitesine dönüştürmek olacak. Çünkü cumhurbaşkanlığını kazanmak, parlamentoda rahat hareket edebilmek anlamına gelmiyor. Sağcı siyasetin yasama organındaki gücü ve ülkedeki kutuplaşma, yeni dönemde ekonomik ve sosyal reformların önünde engel oluşturabilir.
Brezilya’da mevcut lider yeniden seçilirken Sırbistan’da seçmenler, 14 yıldır ülke siyasetinde belirleyici olan Aleksandar Vučić yönetimine karşı güçlü bir mesaj verdi. Öğrenci hareketinin öncülüğünde oluşturulan Öğrenci Listesi, parlamento seçimlerinde oyların yaklaşık yüzde 52,7’sini aldı. Vučić’in liderliğindeki Sırp İlerleme Partisi’nin öncülük ettiği ittifak ise yüzde 39,2 civarında kaldı. Açıklanan sonuçlar, öğrenci hareketinin parlamentoda çoğunluğu elde etmesini sağladı.
Bu zaferin arkasında, 1 Kasım 2024’te Novi Sad kentindeki tren istasyonunun sundurmasının çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesiyle başlayan süreç bulunuyor. Olay, kamu projelerinde denetim, ihmal ve yolsuzluk tartışmalarını alevlendirdi. Üniversitelerde başlayan protestolar kısa sürede ülke geneline yayıldı; öğrencilerin yanında akademisyenler, çiftçiler, sanatçılar ve farklı toplumsal kesimler de harekete destek verdi.
Öğrenci hareketinin başarısını açıklayan temel unsur, öfkeyi yalnızca sokak gösterilerinde bırakmayıp seçimde kullanılabilecek bir siyasi güce dönüştürmesi oldu. Geleneksel muhalefet partilerinin parçalı yapısı karşısında öğrenciler, farklı görüşlerden seçmenleri yolsuzlukla mücadele, hesap verebilirlik ve kamu kurumlarının bağımsızlığı gibi ortak talepler etrafında bir araya getirdi.
Hareketin adayları arasında öğrencilerin yanı sıra akademisyenler, doktorlar, sanatçılar ve çiftçiler de bulunuyor. Bu geniş katılım, kampanyanın tek bir siyasi liderin kişisel başarısına dayanmamasını sağladı. Ancak aynı özellik, seçim sonrasında yönetim sorumluluğunun nasıl paylaşılacağı konusunda belirsizlik de yaratıyor. Reuters’ın 26 Ekim tarihli haberine göre, hareketin parlamentoda çoğunluğu elde etmesi kesinleşirken yeni yönetimin başbakanlık ve diğer kilit görevler için nasıl bir yapılanmaya gideceği henüz netleşmiş değil.
Vučić’in yenilgiyi kabul etmesi, Sırbistan’da siyasi bir dönüm noktası oluşturuyor. Ancak seçim zaferi, ülkedeki sorunların kendiliğinden çözüleceği anlamına gelmiyor. Yolsuzlukla mücadele, medya üzerindeki siyasi etkinin azaltılması ve kamu kurumlarının bağımsızlığının güçlendirilmesi gibi hedeflerin somut adımlara dönüşmesi gerekecek. Üstelik uzun süredir iktidarda bulunan bir yönetimin ardından devlet kurumlarının işleyişini değiştirmek, yeni hükümet için ciddi bir sınav olacak.
Brezilya ve Sırbistan seçimleri ilk bakışta birbirinin zıttı gibi görünüyor. Birinde solcu bir lider, sağcı rakibini yenerek iktidarını korudu; diğerinde ise yolsuzluk karşıtı protestoların içinden doğan öğrenci hareketi, uzun süredir ülkeyi yöneten siyasi yapıyı geride bıraktı. Ancak iki sonuç da seçmenlerin yalnızca adaylar arasında tercih yapmadığını, aynı zamanda ülkelerinin geleceğine ilişkin bir yön belirlemeye çalıştığını gösteriyor.
Brezilya’da seçmenlerin yaklaşık yarısının Bolsonaro’ya oy vermesi, Lula’nın zaferinin sağ siyasetin etkisini ortadan kaldırmadığını ortaya koyuyor. Sırbistan’da öğrenci hareketinin çoğunluğu kazanması ise toplumsal protestoların, güçlü bir örgütlenme ve seçim stratejisiyle iktidara karşı etkili bir alternatif oluşturabileceğini gösteriyor. İki ülkede de seçim sonuçları, siyasi kutuplaşmanın sona erdiği anlamına gelmiyor; aksine yeni dönemde bu ayrışmaların nasıl yönetileceği sorusunu öne çıkarıyor.
Bu sonuçlardan çıkarılabilecek önemli derslerden biri, sandık başarısının tek başına yeterli olmadığı. Brezilya’da Lula’nın ekonomik beklentileri karşılaması ve farklı seçmen gruplarının güvenini koruması gerekecek. Sırbistan’da ise öğrenci hareketi, protestolar sırasında dile getirdiği yolsuzlukla mücadele ve kurumsal reform vaatlerini uygulamak zorunda. Aksi durumda seçim zaferi, toplumsal beklentiler ile yönetimin kapasitesi arasındaki uçurumu kapatmaya yetmeyebilir.
25 Ekim seçimleri iki ülkede farklı siyasi yollar açtı. Brezilya, mevcut liderin yeniden seçilmesiyle sol yönetimin devamına karar verirken Sırbistan, öğrenci hareketinin öncülüğünde iktidar değişiminin kapısını araladı. Her iki örnekte de asıl belirleyici olan, seçim gecesindeki zafer konuşmalarından çok, yeni dönemde verilen sözlerin ne ölçüde yerine getirileceği olacak. Çünkü demokrasinin gücü yalnızca iktidarın kimde olduğuyla değil, seçmenin taleplerinin ne kadar karşılandığıyla ölçülüyor.






















