(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye ekonomisi yüksek faiz, daralan iç talep ve alım gücündeki erime nedeniyle zor bir dönemden geçerken, yatırım fonlarında yaşanan kriz ekonomik tablodaki sorunları daha da ağırlaştırdı. Yüz binlerce yatırımcının birikimlerine erişememesi, finans piyasalarındaki güven kaybını tüketici harcamalarından otomobil piyasasına kadar geniş bir alana taşıdı. Ekonomide çarklar yavaşlarken vatandaşın önceliği artık harcamak değil, elindeki parayı korumak.
Eylül ayının başından bu yana kredi ve banka kartıyla yapılan harcamalarda yaşanan gerileme, ekonomik sıkışmanın boyutunu ortaya koyuyor. Enflasyondan arındırılmış kartlı harcamaların yaklaşık yüzde 10 düşmesi, iç talepteki zayıflamanın yalnızca bir ekonomik gösterge olmaktan çıkıp günlük yaşamın parçası haline geldiğini gösteriyor. Yüksek faiz nedeniyle krediye erişimin zorlaşması, temel ihtiyaçlar dışındaki harcamaların ertelenmesi ve geleceğe yönelik belirsizlik, tüketimi aşağı çekiyor.
Ancak bu kez ekonomik daralmanın arkasında yalnızca yüksek faiz ve enflasyon bulunmuyor. Yatırım fonlarında ortaya çıkan kriz, vatandaşın finans sistemine duyduğu güveni de sarsmış durumda. Birikimlerini değerlendirmek amacıyla yatırım fonlarına yönelen insanların paralarına ne zaman ulaşabileceklerini bilmemesi, ekonomik kararlarını doğrudan etkiliyor. Fonda parası bulunmayan vatandaşlar bile yaşanan gelişmelerin ardından daha temkinli hareket ediyor. Çünkü belirsizlik, yalnızca yatırımcıyı değil, bütün ekonomiyi içine çeken bir sürece dönüşüyor.
Sermaye Piyasası Kurulu’nun yedi portföy yönetim şirketine ait fonların işlemlerini durdurması ve 131 yatırım fonunun tasfiye sürecine alınması, krizin boyutunu gözler önüne serdi. Süreçte yaşanan ödeme sorunları ve soruşturmalara konu olan işlemler, yatırım fonlarının denetimi, risk yönetimi ve yatırımcıların korunması konusunda ciddi soru işaretleri doğurdu. Krizin ardından yatırımcıların fonlardan çıkışa yönelmesi, finansal piyasalarda güvenin ne kadar hızlı kaybedilebildiğini gösterdi.
Eylül başından ekim sonuna kadar yatırım fonlarından yaklaşık 1 trilyon liralık çıkış yaşandığı belirtiliyor. Bu çıkışın önemli bir bölümü serbest fonlarda gerçekleşirken, para piyasası fonlarından da yaklaşık 370 milyar lira çekildi. Tasarruf sahiplerinin bir bölümünün dövize yönelmesi, döviz talebini artırırken Merkez Bankası rezervleri üzerindeki baskıyı da gündeme getiriyor. Böylece fon krizinin etkisi, yalnızca yatırımcıların zararları ve ödeme beklentileriyle sınırlı kalmayarak ekonomi yönetiminin para politikası alanına da uzanıyor.
Vatandaşın harcamayı kısmaya başlaması, reel sektör açısından da alarm niteliği taşıyor. Talebin gerilemesi işletmelerin satışlarını ve gelirlerini baskılarken, üretim ve yatırım kararlarının ertelenmesi riskini artırıyor. Türkiye ekonomisinin büyümesinde önemli bir yere sahip olan iç tüketimin zayıflaması, ekonomik toparlanmanın önündeki engelleri çoğaltıyor. Yüksek faizle zaten daralan piyasa, güven krizinin etkisiyle daha da sıkışıyor.
Bu tablonun en görünür olduğu alanlardan biri de otomobil piyasası. Kardata verilerine göre ekim ayında ikinci el otomobillerin ortalama fiyatı yüzde 1,99 geriledi. Son 12 aylık nominal fiyat düşüşü ise yüzde 9,52’ye ulaştı. Fiyatların enflasyon karşısında değer kaybetmesi, otomobil piyasasında talebin zayıfladığını ortaya koyuyor. Konut piyasasında da yüksek finansman maliyetleri ve alım gücündeki gerileme nedeniyle benzer bir durgunluk yaşanması bekleniyor. Vatandaşın satın alma kararını ertelemesi, piyasalardaki hareketliliği azaltıyor.
Ekonomi yönetiminin gündeminde olduğu belirtilen stopaj indirimi de bu noktada tartışılıyor. Mevduat ve yatırım fonlarına uygulanan stopaj oranlarında olası bir indirimin Türk lirası cinsinden getirileri artırarak tasarruf sahiplerini yeniden TL varlıklara yönlendirmesi hedefleniyor. Ancak vergi düzenlemeleri tek başına güven sorununu çözmeye yeterli olmayabilir. Yatırımcıların öncelikli beklentisi, birikimlerinin güvence altında olması ve finansal sistemde karşılaştıkları sorunların şeffaf biçimde açıklanması.
Fon krizinde en dikkat çekici başlıklardan biri de ara ödeme süreci. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın daha önce 125 milyar liralık geri ödeme yapılacağını ve sürecin kasım ayının ortasına doğru tamamlanmasının beklendiğini açıklamasına karşın, yatırımcıların ödeme takvimi konusundaki belirsizliği sürüyor. İlk aşamada bazı yatırımcılara 250 bin liraya kadar ödeme yapılması, kalan tutarların ne zaman ve hangi koşullarda ödeneceği sorusunu gündemde tutuyor. Yetkililerin bu konuda düzenli açıklama yapması, piyasadaki kaygıların azaltılması açısından önem taşıyor.
Türkiye ekonomisinin temel sorunlarından biri artık yalnızca enflasyon, faiz ve döviz kuru değil; ekonomik aktörlerin geleceğe güvenle bakamaması. Vatandaş harcamalarını erteliyor, yatırımcı parasını çekiyor, şirketler temkinli davranıyor. Bu zincirin kırılması için ekonomik istikrar kadar finansal güvenin de yeniden tesis edilmesi gerekiyor.
Çünkü güvenin kaybolduğu bir ekonomide para dolaşımı yavaşlar, tüketim azalır, yatırım kararları ertelenir. Fon krizinin yarattığı tablo, Türkiye’de ekonomik sorunların birbirinden bağımsız olmadığını bir kez daha gösteriyor. Yüksek faizle daralan iç talep, finans piyasalarındaki güven kaybıyla daha da baskılanırken, ekonominin toparlanması yalnızca rakamların düzelmesine değil, vatandaşın geleceğe yeniden güvenebilmesine bağlı hale geliyor.























